Geçmiş Zaman Olur ki…

Gerek lise, gerek üniversite yıllarımda hocalarımız sözlü ve yazılı kompozisyon sınavları yaparken bazen sözcükler verir, içlerinden iki veya daha fazlasını seçerek birer paragraflık açıklamalar yapmamızı isterlerdi. Böylece hem bilgimizi ölçer, hem de anlatım yeteneğimizi değerlendirirlerdi. İtiraf etmeliyim ki en çok sevdiğim derslerdi bunlar. Önce verilen sözcükleri seçmekte zorlanır, sonrada hepsi hakkında yazmak isterdim…

Aradan yıllar geçti not alan disiplinden not veren disipline geçtim ama hocalarımdan öğrendiğim bu sistemden vazgeçemedim. Bugün ders verdiğim okullarda hala en çok sorduğum sorularımdan biridir sözcük verip açıklanmasını istemek.

Şimdi bu nostaljik açıklamadan sonra dünden bugüne değişen sorulara bakmanın tam da zamanıdır. Bize sorulan sorular genelde tarihi, kültürel, sosyal, sanatsal, edebi ve güncel olurdu. Örneğin hobileriniz var mı? Neden edebiyat eğitimi? En köklü alışkanlıklarınız? Bir roman kahramanı olsaydınız kimi seçerdiniz vb.

Aradan yıllar geçti, pek çok değişti, değerler gitti. Gençlerin hem gündemi, hem ilgi alanları farklılaştı. Artık onların yanıtlayacakları başka sorular, çözümünü boşuna aradıkları başka sorunları var. Onların öğrencilik ve gençlik yıllarına başka konular damgasını vurdu. Örneğin onlar hayatı tanımadan kanunsuzluklarla, yolsuzluklarla, haksızlıklarla, hukuksuzluklarla, yağmayla, talanla, yalanla, dolanla tanıştılar…

Onlar ayakkabı kutularına paraların da konulduğunu, evlerde para kasası bulundurmanın da gerekeceğini gördüler!
Onlara büyükleri “kindar ve dindar olun” dedi.
Onlara açgözlülüğün, çıkarcılığın, bencilliliğin, hilenin hurdanın yaptığı pirim anlatıldı ve ispat edildi!
Onlar çok erken yaşta işsizlikle, iş kazalarıyla, gaz bombaları, TOMA’lar, tazyikli suyla tanıştılar.

Dolayısıyla genç kuşaklara sorulacak soruların içeriğini de Yeni Türkiye’yi yönetenler belirlemiş oldu. Artık onlara sorulacak sorular da, alınacak yanıtlar da belli. Ülkenin yarınlarını düşünenler gençlere erkenden “Değerler Eğitimi” vermeğe başladılar. İmamlar yaşam koçu oldu. Gençlere; “Gençliğin bir gün biteceği, ölümün inancımız gereği bir nimet olduğu, ağır hayat koşullarından ve sıkıntılardan kurtulmanın vesilesi olduğu” anlatılmaya başlandı.

Gençlere ve çocuklara şırınga edilen bu yeni değerler eğitiminde kültürün, edebiyatın, sanatın, insan ilişkilerinin, romanın, hobi edinmenin ne yeri var, ne de gereği? Demokrasi duvara toslamışken, yoksulluk dizi boyunu aşmışken, yolsuzluklar tavan yapmışken, ekonomi çuvallamışken, insanlar kutuplaşmanın doruklarında iken, kime güvenip – kime bel bağlanacağı ortada iken(!) kim takar sanatı- edebiyatı- hobiyi desenize?

Not: Güvenli limanlarda dolaşan yüreği mangal gibi hocalarıma da, bilmediği sulara açılabilmek için yüreği kuşa dönen arkadaşlarıma da selam olsun…

 

 

Bir cevap yazın