Günlerin Getirdiği / Ahmet Yorulmaz

Eski Hikaye : Yanlış sözcükler…

Eskiden biz Atatürk ilkelerini, inanmış/sevmişlere karşı “Kapitalizmin nasıl çökeceği” konusunda konuşmalar yapan, tartışmalar açan, konferanslar veren Maocu/Marksist arkadaşlarımız vardı. Bizlere geri kalmış kafalar gözüyle bakarlar, içlerinden cahil derler, küçümserlerdi.

Burada bir parantez açarak, Atatürk yerine ‘biz Kemalistler’e’ demenin daha içten, daha dürüst olacağını-düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de her boyaya girenler ve O’nu kalkan yaparak birtakım çarpıklıkların peşinde olanlar, bu yöntemle bir yerlere varacaklarını sananlar, Atatürk adını kullanıyorlar da…

O arkadaşlarımız ve aynı görüşte olanlar, çark edip Özalcı, yani neo-liberal, yani Amerikancı, yani tarikatçı olduktan sonra medyada üst düzeye geldiler.

Biz Mustafa Kemalciler tu kaka edildik, onlar başköşelere oturtuldular. Ne ki engin Marksizm, neo-liberalizm ve tarikat kültürlerinin yanı sıra nefis de İngilizce bilirler, ama ne acıdır, Türkçe’mizi kusursuz kullanamazlar!

Otuz beş yıl geride kalmış tartışmalara kuş tüyüyle şöyle dokunarak, hafiften anarak konuya girelim, dil derdini anlatmaya çalışalım…

Medyanın bir kısmında büyük sorun, dil sorunudur. Bu anlattığımız kişiler yönetiyor o bir kısım medyayı.

Ünlü bir şairimizin dediği gibi, Türkçe’miz dil bayrağımızdır. Ama kimi diplomalılar, bir yabancı dil bilmenin havasıyla bu güzel dilin içine ediyorlar. Batı kültürve göreneğini alıyorlar, gayet güzel üstelik bir diyeceğimiz de olamaz; fakat kendi olumlu değerlerimizi niye unuturlar?., anlamak mümkün değil!

‘Sahne almak’., ‘miiting’.. ‘ne alırsınız’., geçen haftanın, insanlık trajedisinin Tsunami’si şu anda dilimizin ucuna geliveren, o çok bilmiş ağızlardan yanlış çıkan sözcükler. Daha pek çok yanlış ifade edilen sözcük bulmak mümkün.

Sırasıyla ele alalım…

Sahne almak demek, Türkçe’nin içine etmek demektir. Sahne dünyanın hemen hemen her yerinde, şarkıcının, tiyatro/rol yapanın, konferansçının, müzik yapanın, seyirciye göre mesleğini yaptığı “yüksekçe” yerdir. Yükseklik bir karış da olabilir, bir metre de olabilir. Bu yer alınmaz, oraya çıkılarak meslek yapılır. Dilimizi beş paralık ettikleri için, biraz kabalaşarak soralım: Sahneye çıktı demek yerine, ne menem şeydir sahne almak, hangi okulda, hangi öğretmenden öğrendiniz böyle bir kepazeliği?..

Miting, İngilizce’den dilimize girip, yerleşmiş bir eylemin adı, bir sözcük., ama miting olarak girdi. TV haber sunucusu haspa ise bir halt ettiği havasıyla “miiting” diyor ve bu rezillikte direnip duruyor. Ne o kanalın haber müdürü, ne genel müdürü, ne sahibi ‘mitingi nasıl miiting yaparsınız siz?’, diyerek neden yırtınmazlar, anlayamıyorum!..

Bu böyle sürüp, gidiyor! Onlar da aynı zibidilik içinde demek!

Bir züppelik daha, ikramlarda kendini gösteriyor: Ne alacaksınız? diye soruyorlar. Ananın örekesini* alacağım! diyesi gelir insanın, ama demez. Yahu, ne içersiniz demek yerine, ne alacaksınız demenin alemi mi var? Onu bir yabancıyla konuşurken o dilde geçerli bir şey olduğu için, öyle ifade edebilirsiniz; fakat Türkçe’mizde bulunmadığından, dilimizi piçleştirmeye hakkınız yokki! Yabancı dildeki söylemi tıpatıp Türkçeleştirip kullanmak akıllıca bir iş midir?.. İster sözlü, ister yazılı yapın, çeviri sanatına da uymaz; çevirdiğiniz dildeki “en yakın”, “en akla uygun olanını” kullanacaksınız, böyle biline! Ustalarımız böyle öğrettiler bize. Aynı bilgiyi size de ulaştırmış olalım!

Arayıp tarayarak ırzına geçilen daha bir sürü sözcük bulmak olası. Uzatmayalım.

Türkçeye egemen hikayeci, röportajcı, ansiklopedilerde madde yazarlığı yapmış deneyimli bir arkadaşım, bir iki yıl önce ünlü TV kanallarından birine, Türkçe düzeltmeni olarak alındı.

İki-üç ay sonra işine son verdiler!.. İhtiyaç yoktu, kendileri de bu işi yapabileceklerini söylediler!..

Şimdi görüyoruz ki, onların yapabildikleri üstlerinedir!..   İyi bakın, paçalarından akıyor!

Uzakdoğu’daki denizaltı zelzelesinin doğurduğu dev dalgalar felâketinin adına Tsunami deniyor. Bizim spikerler Ts’nin (ç) sesi verdiğinden bihaber, Çımam i diyeceklerine, ıkına sıkına Amerika’nın dünyaya yaydığı biçimde, Tsunami deyip duruyorlar hep! Bu söylemin kaynağına uzanacaklarına, yani Uzakdoğulu’nun ağzına, örneğin Japon’a bakacaklarına, Amerikalının ağzına baktılar! İki harfi birleştirip ağızdan çıkarmanın zorluğunu yaşadılar, sıkıntı çektiler. Kısacası ilk günkü telâş ve heyecandan sonra, Uzakdoğu radyolarına yönelerek doğruyla kulak dolduracaklarına, her zamanki gibi, ağababalarına baktılar.

Bu da dünya gerçeklerinden ne denli uzak,   göklerde yüzdüklerinin küçük bir göstergesi. Bir yabancı dil bilmenin ama hangi dil olursa olsun-   her şeye yetebileceği havasında ve inancındalar, ne kadar yanlış!..

Bir cevap yazın