POSTALLI GÜNLER

Henüz 15 yaşındaydım… Ankara’da bir sabah uyandığımda, ‘askeri darbe’ olduğunu duyduk televizyondan. Sokağa çıkma yasağı vardı; babam, “bugün evdeyiz, bakkala git, ne kadar gazete varsa al da gel” dedi. Postal ve silahla ilk kez o gün tanıştım. Yaşı benden pek de büyük olmayan bir asker, silahını sıkı sıkı kavrayarak “gidemezsin” dedi. Benden bıkana kadar konuşunca, “çabuk git gel” diyerek izin vermek zorunda kaldı.

Henüz 15 yaşındaydım… ‘Askeri darbe’, okuduğum kitaplardan biraz tanıdık olduğum, ama anlamını henüz tam kavrayamadığım bir kavramdı. Gerçi 12 Eylül darbesi, sadece benim için değil, 1961 darbesini yaşamış yetişkinler için bile yabancıydı; böylesini henüz görmemişlerdi.

Ertesi yıl üniversitede siyaset bilimi eğitimi almaya başlayıp, bir yandan da yaşananlara tanıklık edince; 12 Eylül darbesinin, Güney Amerika’daki örneklerinden hiç de geri kalmayan acımasız bir faşizan yönetim olduğunu çabucak öğrendim.

 

* * * * *

 

Güney Amerika’daki örnekler… El Salvador, Guatemala, Kolombiya, Nikaragua, Peru, Şili, Uruguay… ABD’nin çıkarları doğrultusunda yönetime getirilen cuntalar… On binlerce ölüm, işkence, kan, gözyaşı… 1970’lerin sonlarına gelindiğinde, Latin Amerika, çoktan ABD’nin arka bahçesi haline getirilmiş; Amerikan emperyalizmi, Orta Doğu’ya odaklanmıştı.

1979 yılında, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali ve İran’da Amerikan işbirlikçisi Şah’ın devrilerek yerine ABD düşmanı şeriat yönetiminin gelişi; ABD’nin planlarında değişiklik yapmasını zorunlu kıldı. Ekonomik ve siyasal istikrarsızlık yaşamakta olan Türkiye, yeni planların odak noktasıydı. CIA’in Latin Amerika’daki engin deneyimiyle, Türkiye; hem uluslararası ekonomik güçlere açılacak, hem de ABD’nin bölgedeki stratejik gücünü artıracaktı.

Çok zor olmadı… 1979 yılından, darbenin yapıldığı 12 Eylül 1980 yılına kadar, gizli bir el, yaşanan terör olaylarının had safhaya ulaşmasını sağladı. Ekonomi zaten dokunsan kırılacak haldeydi; siyasi aktörlerin yarattığı istikrarsızlık ortamı da, darbenin altyapısının hazırlanmasına yardım etti.

 

* * * * *

 

Darbenin hemen öncesinde, Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya ABD’deydi. 11 Eylül’de ülkeye döndü ve ertesi günü darbe gerçekleştirildi. Yıllar sonra yaptığı açıklamada, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, Şahinkaya’nın o tarihte ABD’de olmasını “tesadüf” olarak açıklamış, ama pek de inanan olmamıştı.

Yine bir açıklamasında, “bir yıldır darbeye hazırlanıyorduk” diyen Kenan Evren, darbeden sonra, ABD Başkanı Carter’a yazdığı mektupta ise, “gösterdiği anlayıştan dolayı minnettar olduğunu” ifade ediyordu.

Darbenin ABD destekli olduğunun pek çok örneği var belgelerde; ama en önemlisi, 1974-77 yılları arasında Ankara Büyükelçiliği’nde CIA istasyon şefliği yapan ve daha sonra CIA’in de katıldığı ‘Türkiye ili İlgili Çalışma Grubu’nun başkanlığını yürüten Henze’nin, Başkan Carter’a darbeyi haber verirken kullandığı “Bizim çocuklar başardı” ifadesi. Bu cümle, 20. yüzyıl darbelerinin genel tanımı olarak siyasi literatürdeki yerini aldı.

 

* * * * *

 

12 Eylül 1980 saat 04.00’te darbe gerçekleştirildi. Sonrasını, yaşayanlar bilir. Latin Amerika’daki benzerlerinden farksız, bitimsiz bir karanlık… Darbenin baş mimarı Kenan Evren, ABD’nin ekonomik ve ulusal çıkarları ne gerektiriyorsa, bedelini umursamadan yerine getirdi. Türkiye’ye ‘ılımlı İslam’ rolünü biçen ABD’nin istekleri doğrultusunda, dini ve Kuran’ı, siyasete alet etmenin en iyi örneklerini verdi. Bugün yaşadığımız ‘takunyalı yönetim’in temelleri, Evren’in ‘postallı yönetim’ döneminde atıldı.

Yıllar sonra yargılanarak hesap vermek zorunda bırakılan Evren, önceki gün vefat etti. Son nefesine kadar “pişman değilim” dedi. Ardından “Allah rahmet eylesin” diyecek kaç kişi kaldı, önümüzdeki günler gösterecek…

 

 

Bir cevap yazın