Büyüklere Masallar!

Çocukluğumuzu annelerimizin anlattığı, babalarımızın zaman bulursa kitaplardan okuduğu masallar süslerdi. Okumayı söktükten sonra kendi masallarımızı kendimiz okumaya başladık. O masalsı, düşsel, özlenesi çocukluk günlerimizde…
Yıllar geçti, masal dünyamızın sihri giderek bozuldu, gerçeklerle yüzleştik, büyü bitti biz büyüdük. Şimdi artık büyüklerimizin bize anlattığı masalları dinliyoruz! Bugün bir köşe yazısının sınırları içinde kalarak, muktedirlerin yüzünden ya da sayesinde yaşadığımız masal dünyamıza dalalım. Dile kolay kâbus gibi bir 13 yılda, cumhuriyetin tüm uygar kazanımlarının yok edildiği, adalet mekanizmasından eğitime, kentsel dönüşümünden ekonomiye, sınır güvenliğinden komşuluk ilişkilerine raydan çıkarılan bir ülkenin ürküten masal dünyasına bakalım…
Hiçbir siyasal yanı, iması, kinayesi olmayan tümüyle kendilerinin ifadelerinden derlenen bu masal dünyasının adı büyüklere masallardır. Buyurun birlikte okuyalım!
CB; “Anayasanın şahsıma yüklediği görevleri yerine getireceğimden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Siyasi ahlakım gereği liderlerle görüşürüm” demiş. Adalet susturulurken, güven duygusu kaybolurken, uygar Türkiye elimizden kayıp giderken, yaşamın her alanına darbeler inerken anayasanın şahsına yüklediği görevleri unutanlara masal dünyasına hoş geldiniz demeyelim mi?
Aynı CB; “Bu fakir hiçbir zaman sultan olma gayretinde olmadı. Sultanlık gibi bir derdim yok. Hoca efendi musalla taşında dua ederken cumhurbaşkanı niyetine diyecek mi? Ondan sonra 2 metre küplük mezara gömecek, bırakıp gidecekler” diye buyurmuş. O halde tankerler, hastaneler, pastaneler, villalar, saraylar, 100 bin euroluk masalar, 7 bin euroluk koltuklar, tanesi 170 milyardan 150 adet kapısı olan saraylar neyin nesi diye sormayalım mı?
Gölcük’te bir cami açılışı yapan oğul Erdoğan’ın; “Camimiz hayırlı olsun, cumhurbaşkanımızın selamı üzerinize olsun. Bu dünyaya gelmemizin sadece kulluk için olduğunu, bu dünyanın ahretimizin tarlası olduğunu bilen gençlerimiz geleceğimizi aydınlık kılacaktır” demiş. Şimdi TÜRGEV’in sahibine yetiştirdiğiniz gençlere kime kulluk yapmalarını öğretiyorsunuz diye bir soru yöneltmeyelim mi?
Davutoğlu’nun; “Güç zehirlenmesi yaşadık, şımarıklık ve kibire kapıldık” diyerek korka korka da olsa, eveleyip geveleyerek de olsa söylediklerini bir masal kahramanının(!) ağzından çıkan mizah olarak görmeyelim mi?
Burhan Kuzu; “Bu oyu hak etmedik, hizmetimizin karşılığı bu olmamalıydı, kendi düşen ağlamaz” diye bir şaka yapmış! Bay Kuzu’ya; “Siz anayasa uzmanısınız. Tek adam, oyun kurucu, büyük usta, hoca, reis gibi sıfatları olan başkanınız, parlamenter rejimi bekleme odasına aldığını söylerken, hukuk kurallarını buzluğa kaldırırken, yargı bağımsızlığına darbeler indirirken neredeydiniz?” Demeyelim mi?
Şimdi bu köşenin kadim okurları tüm bunları neden yazdığımı sormaya kalkarlarsa yanıtım şu olur;
Hiiiiç özel bir nedeni yok. İktidarın başköşe vitrinlerinde bulunanların kendi ağızlarından bir seçki yaptım o kadar derim…

Bir cevap yazın