FELAKET PROJESİ

Akıldışılığın egemenliğinde ülke… Ölüm kokusu ve korkusu sardı Türkiye’nin her köşesini…

Gündemin ilk sırasında, terör olaylarının yarattığı acı ve öfke var. Hepimiz her an gelebilecek yeni ölüm haberlerine odaklanmışken, gündemin diğer önemli başlıkları gözden kaçıyor zaman zaman.

Bunlardan biri ve belki en önemlisi; yeni ölümlere neden olabilecek bir proje: Mersin Akkuyu’ya yapılan nükleer santral…

 

 

* * * * *

 

Uzun yıllardır tartışılan Akkuyu Nükleer Santrali projesi, geçtiğimiz günlerde, bir istifayla yeniden gündeme geldi. Projede çalışan Mersin Bölge Kamu Diplomasisi ve Devlet İlişkileri Bölge Müdürü Faruk Uzel, “korkulan oluyor” dedirten bir açıklamayla istifa etti. Açıklamada; “Ülkemin nükleer santral inşa etmek ve bu teknolojiye sahip olmak adına yaptıklarını desteklemekle birlikte; proje uygulayıcısı Rus şirketinin faaliyetlerinin ve zihniyetinin inşa edeceği bir nükleer santrali ülkem ve milletim adına çok ciddi bir risk unsuru olarak gördüğümden, projeden ayrıldığımı bildiririm” deniliyordu.

Bugüne kadar projeye, çeşitli çevrelerden çok sayıda itiraz gelmişti. Ancak, Uzel’in istifasında, bunlardan farklı iki konu var. Birincisi; Uzel, hükümetin “Türkiye’nin gelişmesine ve büyümesine karşı çıkan şer odakları” olarak gördüğü nükleer karşıtlarından değildi. İkincisi ise; projenin içinde yer alıp uygulama aşamasında yaşanan sorunları yerinde gören bir yetkiliydi.

Uzel, projeyle ilgili ihmal iddialarını kalem kalem sıraladı:

  • Firmanın mühendislik bilgisi, güvenli bir nükleer santrali yapımı için yetersiz.
  • Proje, maddi sıkıntılar nedeniyle yürümemektedir; nükleer santrali yapan firmaya güvenip yatırımına katılacak ya da kredi sağlayacak bir tek finans kuruluşu yoktur.
  • Projenin şeffaflığı kuşkuludur. Firmanın, radyasyon izleme ve ölçüm projesi içerisinde Mersin Üniversitesi ve Mersin halkının temsilcilerinin katılım önerisini reddetmesi de, bunun göstergesidir.

 

 

* * * * *

 

Nükleer santral, enerji üretiminde en tehlikeli yöntemdir. Yakın geçmişte yaşanan Çernobil ve Fukuşima nükleer santrallerinde yaşanan patlama sonucu ortaya çıkan radyoaktif maddeler; sadece bulunduğu ülkelere ölüm yağdırmakla kalmamış, tüm gezegeni etkilemiştir. Yenilenebilir enerjilerin, riski tartışılmaz nükleer enerji yerine kullanılabilecek teknolojiye ulaşıldığı günümüzde, nükleer santral ısrarı, “elektriksiz mi kalalım” savunmasıyla açıklanamayacak bir durumdur. Hele kayıp-kaçak oranının yüzde 15’i bulduğu ve enerji verimliliğiyle ilgili olarak kimsenin kılını kıpırdatmadığı bir ülkede, yüzde 2 oranında enerji artışı sağlamak için nükleer santral kurulması; sorunun hiç de “elektriksiz kalmak” olmadığını kanıtlamaktadır.

Akkuyu’ya yapılacak olan ilk nükleer santralin yeri, yakınındaki ve hatta uzağındaki fay hatları nedeniyle, uzun yıllardır tartışılmaktadır.

Projenin ÇED raporları yetersiz ve işleyişin şeffaflıktan uzak olduğu ortadadır.

Turizme ve tarıma etkilerinin yaratacağı ekonomik kayıp, düşünülenden çok daha büyük olacaktır.

 

* * * * *

 

Bunların hepsinden daha önemlisi, santrali yapacak firmanın güvenilirliğidir. Santrali kuracak, işletecek ve sahibi olacak Rus kamu şirketi Rosatom, Çernobil nükleer santralini de kuran firmadır. 1986’da yaşanan patlama sonucu binlerce insanın ölümüne ve yıllarca sürecek kanser vakalarına neden olan o ünlü santral… Rosatom’un, dönemin en ileri teknolojisine sahip güvenli olduğunu iddia ettiği santral…

Hiçbir finans kuruluşu güvenip de kredi vermiyor Rosatom’a; bu nedenle arkasında Rus hükümeti var.

Rosatom’un Bulgaristan’a yapmak istediği nükleer santrale, Avrupa Birliği izin vermedi.

Nükleer santrallere teknik cihaz da üreten General Mobile ve Siemens, Rosatom’a cihazlarını satmayı reddediyor. Gerekçe; firmanın güvenlik standartlarını uygun bulmayıp, yaşanacak bir facianın parçası olmamak.

Ve kimsenin güvenmediği bu firma, gerekli teknik ve yasal denetim bile yapılmadan, Akkuya’ya nükleer santral yapacak.

 

 

* * * * *

 

 

 

Bir felaketin “geliyorum” deyişi duymazdan geliniyor; yeni acılara fütursuzca kapı aralanıyor. Ülkenin en yetkili ismi, yaşanılabilecek bir nükleer kazayı ve binlerce insanın ölme olasılığını, “her yatırımın az ya da çok bedeli olur” diyerek savunuyor; nükleere karşı çıkanlar, neredeyse “vatan haini” ilan ediliyor.

Dediğim gibi; akıldışılığın egemenliğinde ülke…

 

 

Bir cevap yazın