78…

Büyük Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 78.yıldönümünde içime yine büyük bir hüzün çöktü. Tek sesliliğin hüznü, renksizliğin hüznü, yasakların, baskının, ötekileştirmenin, nasıl demeli bilmem ki büyük bir yalnızlığın hüznü çöktü içime…

Yine Türkiye’yi karartmaya, batıyla ilişkileri koparmaya karar verenlerin, havlu atan Ankara’nın irade beyanının hüznü. Mağduru oynarken mesul olduğunu unutanların, aldanmanın siyaseten bir hakka dönüştürülmesinin hüznü çöktü içime. Yıllarca ülkeyi iç içe, yan yana yönetenlerin, aldanmayı tepe tepe kullanarak yanılgıları ve pişmanlığı adeta sembolleştirenlerin hüznü! Batı basınının; “Demokrasi ümitleri tükendi. Dünya protesto ettikçe, Ankara sinirleniyor” şeklinde attığı başlıkların hüznü çöktü içime…

Olup bitene üzgün, biraz çaresiz, en çok da umutsuz bakışların hüznü! Hak, hukuk, ahlak, izan, akıl, insanlık gibi kavramların tedavülden kalkmasının hüznü. Hayatımıza en çok değenlerin, en çok değer katanların, aydınlığı, devrimleri, ilkeleri, umudu, kendi adıma varlığımı borçlu olduğum o ışık saçan gözlerin, en olmadık ve en olmayacak yerden vurmaya çalışmanın hüznü çöktü içime…

Yine bir hastane kapısında bekliyormuş gibi, kaybedecek miyiz, kurtulacak mıyız gibi soruların bünyede yarattığı hüzün. Yeni Türkiye’nin iktidarında hafriyat kamyonlarının gövde ve güç gösterisinin, iktidarı en çok ayakta tutan sektörün, sihirli şifresi olan “kentsel dönüşümün” insanların ruhunda yarattığı hüzün çöktü içime. İnşaat vinçlerinin, dozerlerin, kazılmış çukurların, kapanan yolların, çimento ve betona teslim edilen tozlu topraklı yaşamımızın hüznü. Can emniyetimizin ve hayatımızın kamyon sürücülerinin insafına terk etmenin hüznü çöktü içime…

İngilizce derslerinin kaldırılmasının, rektör seçimlerinin saraya bağlanmasının, okullarda haremlik selamlık uygulanmasının hüznü! Özetle 1923 Cumhuriyeti için, Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu aydınlık yapı için, çağdaş eğitim, laik yaşam ve barışçı dış politika için niyetlerini anlamanın ve bilmenin hüznü çöktü içime…

O’nun çöküşten dirilişe, karanlıktan aydınlığa giden uzun yolun zorlu dönemeçlerindeki başarı öyküsünün ve ülkenin kaderini değiştirirken tükenen kısa yaşamının hüznü çöktü içime…

Bizi biz yapan değerlere verdiği emeğin, kamusal yaşama katkılarının, bağımsızlığın, seçme seçilme hakkının, bilimi öne çıkaran adımlarının, operayı- baleyi, tiyatroyu- orkestrayı, heykeli, konservatuarı, modern eğitimi bizimle tanıştırmasının hüznü! Ve emanet ettiklerine ihanet etmenin hüznü çöktü içime…

Gelen feryatlara dayanamamanın hüznüyle, bilgisayarda tuşlara çekiçle çivi çakar gibi yazmanın hüznü! Bariyerleri, barikatları aşarak Cumhuriyet Gazetesi’ne ulaşmanın hüznü çöktü içime…

Tamam, bu kadar yeter artık demenin yarattığı öfkeyle özetin özeti dersem;

Gelişmişlik derken bu toprakların yetiştirdiği en büyük lider Mustafa Kemal’i anlarım.
Demokrasiyi düşünürken aşılmaz ve aşınmaz devlet adamı Atatürk’ü anarım.
Elimizden hoyratça alınmaya çalışılan Cumhuriyet’i özlerken, bunun ilk ateşini yakan, derinleştiren, zenginleştiren Gazi’yi alkışlarım…
Bunca yıldır, onca saldırıya rağmen yıkılmayan ve her daim sırtımızı dayayacağımız yüce dağın adının GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK olduğunu da hiç unutmam…

 

Bir cevap yazın